İznik Gezisi

Bursa’dan güzel pazar sabahında çıktığımız yolculuğumuz 90 km sürüyor. Otoban sayesinde 1 saati geçmeyen yolculuk oldukça keyifli başlıyor. Derbent köyü sonrasında İznik gölünün muhteşem panaroması bizi karşılıyor. 32 km X 12 km ebatındaki göl batı Anadolu’nun en büyük gölü konumunda. Çevresindeki henüz tam bozulmamış ve yapılaşmamış yeşillik alanı sayesinde Bursa’nın son kalmış yeşil kalesi konumunda şimdilik.

 

İZNİK GÖL KENARI

Sabah kahvaltı için göl kenarından daha güzel bir yer düşünemiyorum İznik’te. Kadim dostlarımız Orhan ve Cumhur Abinin Moteline ait restaurantta yaptığımız zeytinyağı tadında güzel kahvaltımız sonrasında kısa bir sahil turu yapıyoruz. İznik’te kahvaltı için en güzel adres bizim için elbette İznik Çamlık Motel.

Göl kenarı ister sabah ister akşam olsun oldukça sakin kafa dinleyip rahat edeceğiniz ve yemyeşil bir sahil kenarı. Göl manzarasının en güzel fotoğraf karelerini İznik sahilden çekebilirsiniz. Kahvaltı sonrasında tarihle dolu bir çok medeniyetin zaman zaman ev sahibi olmuş kenti gezmeye başlıyoruz.

 

İZNİK’İN KURULUŞU

Eski dönem İznik hakkında çok detaylı bilgiler olmasa da İznik ve çevresinde M.Ö. 8 binli yıllara ait buluntuların var olması bölgedeki yaşamın varlığına kanıt niteliğinde. Buluntulardan çok gelişmiş bir medeniyetin olmadığı basit korunaklar ve el aletleri incelenmesi sonucunda ortaya çıkıyor. M.Ö. 2500’lü yıllara ait bulunan höyüklerde ise uygarlıkların izleri yapılan kazılarla daha fazla ayrıntılar sunacak önümüzdeki günlerde. Bu höyükler Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Ilıpınar höyükleridir.

ANTİK İZNİK

Antik dönemde İznik’in adı Nicaea olarak biliniyor. M.Ö. İskender’in Anadolu’yu fethinden sonra kısa süren yaşamı sonrasında generallerinden Antigonos Monoftalamos (Tek gözlü Antigonos) ardılı olarak kente el koyuyor  M.Ö. 316 . Mitolojideki adı Askania olarak bilinen göl ve yerleşimin adını Antigoneia olarak değiştiriyor.  Ancak yine İskender’in komutanlarından olan Lysimakhos Antigonosun elindeki bir çok yer gibi İznik’i ele geçirip Hatununa hediye ediyor M.Ö. 301. Zafer anlamını taşıyan eşinin ismi olduğu sanılan “NİKAEA” adını verdiği kentte imar başlıyor. Çok değil 20 yıl kadar sonra M.Ö. 271 yılında Bitinya Krallığı (Kral Zipoites) altına alınan İznik süsleme ve mimarinin gözdesi haline geliyor. Altın sikkelerin basıldığı kent en güzel günlerine bu dönemde ulaşıyor. Altınlarla zenginleşmiş kentin surlarına ait ilk yapılanmaların bugünlerde başladığı tahmin ediliyor. İznik bu altın dönemlerinde Bitinya krallığına başkentlikte yapıyor.

 

BERBERKAYA ANIT MEZARI  (M.Ö: II. yy)

Altın yüzyılını geride bırakan Bitinya, Kral ll. Prusias’ın ölümü üzerine yasa boğuluyor. Kralın mezarı Berberkaya tepesi olarak bilinen yerdeki yekpare Lahit mezara Hellenistik dönemin tipik bir örneği olarak yapılmış. Tabi artık yekpare olduğunu söylemek pek de mümkün değil.

İznik’in bir sonraki sahibi gözünü Anadolu’nun zenginliklerine dikmiş olan Roma devleti oluyor. Kenti ele geçiren Romalılar M.Ö. 123 yılındaki depremde yıkılan kentte imar çalışması yapıyorlar. Surlarda güçlendirmelere dair bu döneme ait izler bulunmakta. Ayrıca 15 bin kişilik Roma tiyatrosunun temeli bu dönemde atılıyor. Gn. Scipio ve Gn. Manlius Vulso’nun (M.Ö. 189)  Anadolu’da yaptıkları genişlemeden neredeyse 50 yıl sonra Anadolu’nun bir çok kenti gibi İznik’te artık Roma’nın kontrolü altında idi.

Pergamon Kralı III. Attalos’un başlattığı aptalca Ülkeyi Roma’ya miras bırakma geleneği Bitinya’da ve Galatlar’da da görülmüş ve Romalılar Anadolu’da söz sahibi haline gelmişlerdir.

M.Ö. 2.yy M.S. 4. yy ROMA DÖNEMİ İZNİK

Bu aralık Byzantium olarak da bilinen Doğu Roma imparatorluğu olarak bilinen Roma’nın bölünmesine kadar geçen zaman diliminde Anadolu Roma’nın adeta oyun tahtası haline gelmiştir. Asia Minor olarak adlandırdıkları bölgede uyguladıkları eyalet sistemi gelişimin sonu gibidir. Bu dönemde Romalıların yaptıkları dışında halkın kendi gelişimi söz konusu olmamış daima asker ve lojistik destek veren yerler halinde kalmıştır. İznik ise Altın kent olma özelliğini kaybetmemiş I. Constantin için de önemli bir yer olmuştur. Hristiyan dininin neredeyse tamamına yayıldığı Anadolu’da Ayasofya bazilikası sayesinde önemli bir merkez haline gelmiştir.

AYASOFYA CAMİ MÜZESİ

Ayasofya Cami müzesi tam kent merkezinde yer alıyor. Aracınızı uygun bir yere park ettikten sonra çok güzel restore edilmiş olan müzeyi geziyoruz. Restorasyon sonrasında cami olarak hizmet veren müze aslında oldukça eski bir kilise, 4. yy tarihlenen kilise bazilika olarak yapılmış. Bir çok tarihi anlatım bulunsa da Çini ustası Süleyman abimizden öğrendiğimizi de burada aktarmak yerinde olurdu. 325 yılında yapıldığı söylenen 1. Konsül toplantısı İznik Ayasofya’da yapılmış. Toplantıda Hz. İsa’nın Tanrı mı (oğlu mu) ? yoksa onun insan mı olduğu gibi (onların inancında) konular görüşülmüş. İskenderiye’li din adamı Arius’ta İsa Aleyhisselamın bir insan olduğu ve Tanrıdan dünyaya gelme gibi bir yaklaşımın yanlış olduğu yönündeydi. Toplanan könsülde Arius ve Barnabas taraftarları azınlıkta kaldı ve İsa Tanrının oğludur tezi kabul gördü. Ancak Süleyman abimizin bize aktardığı diğer not ise;  Barnabas adında bir papazın öğretilerini benimseyen bir grup ise bu tartışmaya karşı çıkarak Hz. İsa’nın insan ve peygamber olduğu görüşünü savunmuşlar. Ancak konsül kararını vermiş ve Barnabas ve onun ardından gidenler için zorlu günler başlamış. Meşhur Barnabas incili meselesi de buradan çıkmış. 325 yılına kadar İskenderiye’de bile okunan Barnabas bu tarihten sonra Hristiyan dünyası tarafından tanınmaz olmuş. 20 maddelik konsül sonunda yortu günleri ve Hz. İsa’nın Tanrının oğlu olduğu tezi kabul görmüş oldu. Üstelik eserlerin ve inananların da ortadan kaldırılması için çaba gösterilmiş. Tabi bu mesele bizi çok da alakadar etmediği için detaylara burada çok yer vermiyorum. İznik Ayasofya bundan sonra 7 konsüle daha ev sahipliği yapmış. Bu nedenle hristiyan dünyası için oldukça fazla öneme sahip olmuş döneminde. Orhan Gazi İznik’i aldığında burayı Camiye çevirmiş ve böylece hristiyanlar için burasının önemi ortadan kalkmıştır.

2007 yılında Cami müze olarak restore edilen bina oldukça çekici bir mimariye sahip.

SELÇUKLU DÖNEMİ İZNİK (1075 -1086)

İznik merkezinde yer alan Ayasofya Cami müzesinden sonra her sokağında bir tarihe sahip Kılıçarslan Caddesinde Doğu yönünde devam ediyoruz yürüyüşümüze. Kılıçarslan Caddesinden bahsetmişken Türk dünyası ile ilk defa Selçuklular’la karşılaşan İznik’teki Selçuklu döneminden biraz bahsetmek de iyi olacak.

1071’de Malazgirt’te açılan Anadolu kapısından Selçuklular kısa sürede İznik’e kadar gelerek İznik kalesini kuşattılar. Alparslan’ın oğlu Melikşah Amcasının oğlu Kutalmış oğlu Süleyman Şah’a (babası Arslan Yabgu oğlu Kutalmış) Anadolu bölgesinin fethi emrini ve komutasını verdikten 3 yıl sonra 1075 yılında Kutalmış Oğlu Anadolu Selçuklu devletinin merkezi olarak İznik’e yerleşti. Anadolu’daki bu karışık dönemde henüz taşların yerine oturmadığı ve Selçuklu’ların taht mücadelesi nedeniyle Selçuklulara ait çok fazla eser ortaya çıkmamıştır.

ORHAN GAZİ VE İZNİK

Kutalmış Oğlu Süleyman Şah ve ardından gelen oğlu 1. Kılıçarslan’ın Büyük Selçuklu ile verdikleri taht mücadelesi İznik’in tekrar kaybedilmesi ve Anadolu Selçuklu Devletinin başsız olduğu bir Fetret devrinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu dönemde tekrar Bizans eline geçen İznik Bizans’ın Anadolu’daki kalkanı olarak kullanılmaya çalışılmış burçlar ve kapılar güçlendirilmiştir.

Neredeyse 250 yıl kadar sonra 1331 yılında günümüze kadar kalmak kaydı ile Orhan Gazi tarafından fethedilmiş. Ayasofya Cami olarak kullanılmış ve Orhangazi tarafından ilk Cuma namazı kılınmıştır. Bu dönemde Süleyman şah medresesi 1332 yılında Orhan Gazi oğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır.

SÜLEYMAN ŞAH MEDRESESİ

İznik’in kalbi diyebileceğimiz bir noktada kurulan medrese Osmanlı en eski medresesi olma özelliğine sahip. Bugün Çini dükkanlarının olduğu bu yapı ayakta kalmış ve bahçesinde çay içerek eski günleri hayal edebileceğiniz mistik bir ortama sahiptir. Kubbeli örtünün bir sonraki yüzyılda yapıldığı bilinmektedir.

YEŞİL CAMİ

Bursa fethedildikten sonra bile önemini kaybetmeyen İznik 1378-1392 yılları arasında süren Yeşil Cami inşası Çandarlı Halil Paşa tarafından Mimar Hacı Musa’ya yaptırılmış. Tek kubbeli erken dönem eseri olan cami minaresindeki zengin taş işçiliği ile oldukça dikkat çeken bir eserdir.

İZNİK MÜZESİ (NİLÜFER HATUN İMARETİ)

Nilüfer hatun Holifera  Bilecik tekfuru ile nişanlı Yarhisar tekfurunun kızı olarak biliniyor ve Orhangazi düğünü basarak Holifera’yı düğünden kaçırmış ve eşi olarak almış. Müslüman olunca adını değiştiren Holifera Nilüfer adını seçmiştir. Beylikten devlete geçen Osmanoğlu Orhan’ın eşi olarak oldukça fazla eserin yapımını sağlamıştır. Oğlu Murad Hüdavendigar annesinin (Nilüfer Hatun ) adına İznik’te de ihtiyaç sahiplerinin yemek yiyebileceği bir imaret yaptırmıştır. İmaret bugün tüm güzelliği ile çok güzel bir müze olarak kullanılmaktadır. 19. yy’a kadar imaret hizmet vermiş Yunan işgalinde yunan askerlerin harap ettiği bir karargah olarak kullanılmış. 1960 yılında restore edilerek müze olarak kullanıma sunulmuştur. Arkeolojik kazı eserlerin yanı sıra Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı eserleri müzede sergilenmekte.

İçeride görebileceğiniz eserler; sütun başlıkları, lahitler, prehistorik dönem sermaik ve toprak eserler, cam ürünler, sikkeler, kandiller ve ziynet eşyaları Osmanlı seramikleri, çiniler, madeni eşyalar, para, tabanca ve tüfekler ve etnoğrafik malzemelerin yanı sıra İslami  eserler yer almakta.

ŞEYH KUDBETTİN CAMİ

Nilüfer Hatun imaretinin hemen yanındaki bu küçük cami Çandarlı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. Devrin önemli din adamlarından Şeyh Kubeddinin mezarı olan Türbenin yanında sonradan yapılmış camisi yer almaktadır.

HACI ÖZBEK CAMİ

1333 yılında yapılan cami İznik’te inşa edilen en eski camidir. Üstü 8 metre çapında fırın kiremitle kaplı kubbeye sahip caminin minaresi yoktur.

HYGİOS TRYPHONOS KİLİSESİ

Dört sütunlu Kapalı haç planlı kilise 11. yy tarihli ve yıkıntı halindedir.

AYATRİFON KİLİSESİ

İstanbul kapısı yolu üzerinde yer alan kilise 10 – 12.yy arasına tarihli olduğu tahmin edilmekte. Yıkık halde olan kilise hakkında fazla bir bilgi mevcut değil.

KOİMESİS KİLİSESİ

Psikopos Hyakinthos tarafından yaptırıldığı bilinen Manastır 7. yy tarihli. temelleri ve döşeme mozaikleri halen görülebilmektedir.

YERALTI MEZARI (HYPOGE)
 Hypoge Elbeyli köyünde Hesbekli mevkiinde yer almakta. duvarları fresklerle kaplı
üzeri tonozla örtülü mezar için tarihlenme M.S. 4 yy dır.

ELBEYLİ İZNİK TÜMÜLÜSÜ VE ANTİK MERDİVEN

Elbeyli köyüne doğru giderken yolda sağ tarafta Nekropol’ün bulunduğu dört tepeler yer alıyor. Tümülüsler şu an için 4 tane olduğu biliniyor ve bunların sayısının daha fazla olduğu yönünde görüşler de var. Dikilitaş’ın yakınlığı ve ve merdivenli kayanın yakında olması toprak altında daha neler vardır neler dedirtiyor bizlere. Özellikle 3,5 -4 ton ağırlığında devasa kapılara sahip tümülüslerin oldukça özenli yapılmış olması şimdilik Bitinya krallığı dönemindeki soylulara ait olduğu tezini destekliyor. Ancak ne var ki benim kendi kişisel görüşüm biraz daha kazı yapılsa burada daha eski tarihe ait mükemmel izler ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

DİKİLİTAŞ (OBELİSK)

Tümülüsten çıktıktan hemen sonra tarlaların arasından yola devam edip dikilitaşı buluyoruz. Dikilitaşların tam olarak ne için yapıldıkları bilinmese de Anadolu’da yapılmış dikilitaş pek fazla rastlanır bir durum değil bu. Dikilitaşlar genellikle Romalılar tarafından Mısırdan getirilmiş. Ancak bu dikilitaş biraz ebat olarak da küçük olduğu için çevreden bulunan taşlarla yapılmış olsa gerek. Dikilitaş’ın çevrede 5 taş olarak bilinmesi uzun yıllardır bu haliyle görünmesinden kaynaklı, ancak Obelisk’in 6 taş olduğu hatta yaptıran varlıklı kişinin son taşı altından yaptırdığı gibi çeşitli rivayetler var. Bir diğer görüşte Bronz bir kartal heykelinin bulunduğu yönde. Ne var ki insanın olduğu yerde ulu orta altından bir taş koymak pek de akıl işi değil bence. Dikilitaş’ın hemen altı boş bir mezar odası. Boş olması bizi hiç de şaşırtmadı elbette. Bir diğer konu ise Dikiltaşın yapıldığı dönemden bu yana toprağın 2 metre kadar yükselmiş olması. Bu denli toprağın göle doğru ilerlediğini düşünürsek eski İznik toprak ve su altında kalalı çok uzun zamana olmuş. Burada rastladığımız bir yaşlı amca buralarda toprak sahibiymiş. Seneler önce buraya çok fazla paraya satın almak isteyenler olmuş babasından. İlginç şekilde o çok paraya satmamış babası. Amcamız da babasından vasiyet “üstü bize yeter altını kimseye vermeyiz gari” diyor.

Romalı C.Cassius Philiscus, C.Cassius Asklepiodotus ´un oğlu, 83 yıl yaşadı gibi bir yazı olduğu söylenen obeliskin 1. taşında yaptırdığı iddia edilen kişi olsa da taşların kendisinde yapılacak inceleme daha geri tarihli bir sonuca da bizi götürebilir. Ancak benim kendi teorim ise Tümülüslerle ilgili bir işaret olması için bu Dikilitaş’ın tam da buraya yapıldığını düşünüyorum.

SURLAR VE TARİHİ KAPILAR

4970 metre uzunluğundaki surlar kent merkezini beşgen bir biçimde sarmaktadır. 4 büyük anakapı ve burçlarla çevrili duvarın %80 gibi bir oranı evler ve bahçeler arasında kaybolmuştur.

Tarihi kapılar Side’deki Vaespasianus çeşmesinden hatırladığımız imparator Vesapasianus tarafından 69-79 yılları arasında ve İmparator Titus 79-81 tarafından yaptırılmıştır.

Restorasyonları ile nam salmış olan Hadrianus döneminde ise oldukça iyi onarımlar ve sağlamlaştırma yapılmıştır. Kentin ayakta kalan kapıları İstanbul kapı, Lefke kapı ve Yenişehir kapıdır. Göl kapı ise yıkık viran durumdadır.

Kapılar Roma tarzı mimari ve askeri yaklaşımın güzel bir örneğidir.

ROMA TİYATROSU

15 bin kişilik tiyatro sahil ile Yenişehir kapı arasında restorasyon için para kaynağı bekleyerek durmaktadır. 111 ve 112 yılları arasında yapılan tiyatro 13. yy’da toplu mezarlık olarak kullanılmştır. Tiyatronun bazı taşları ise 7. yy güçlendirmek amaçlı sur kapılarında kullanılmıştır.

İznik gez gez bitmiyor her köşe başında bir tarih ile karşı karşıya kaldığımız İznik sokaklarında görebileceğiniz diğer zenginlikler ise şöyle;

EŞREFİ RUMİ CAMİİ VE TÜRBESİ

KIRGIZLAR TÜRBESİ

SARI SALTUK TÜRBESİ

ÇANDARLI HAYRETTİN PAŞA TÜRBESİ

ÇANDARLI İBRAHİM PAŞA TÜRBESİ

HUYSUZLAR TÜRBESİ

AHİVEYN SULTAN TÜRBESİ

ABDÜLVAHAP SANCAKTARİ TÜRBESİ

DAVUDİ KAYSERİ TÜRBESİ

ALAADDİN MISRİ TÜRBESİ

RÜSTEM PAŞA HANI

İSMAİL BEY HAMAMI

HACI HAMZA HAMAMI (2. MURAT)

MEYDAN HAMAMI (1. MURAT)

ELMALIDA AHŞAP CAMİ

İznik’in kendisi kadar köyleri de oldukça ilgi çekici. Ancak bir köy var ki bu kadar uzun bir yolu eski ahşap bir camiyi görmek için gidiyoruz. Motelde yaptığımız 2. güzel kahvaltının hemen ardından yola koyulup Elbeyli’den tepelere doğru sürüyoruz bizim düldülü. İznik’ten Elmalı köyü 33 km kadar uzakta, geneli düzgün olan yolun zaman zaman bozuk olduğu yerlerde var tabi. İznik’e bu kadar yol yaptıktan sonra bir 30 km daha gelmemizin bir nedeni var elbette. hiç çivi metal ve beton kullanılmadan yapılmış olan ahşap geçme yöntemi ile yapılmış Elmalı Camiini görmek.

 

İZNİK’TE NERDE NE YENİR.

Çorba için Kenan Izgara, Köfte ve Et ürünleri için Köfteci Yusuf, Balık ürünleri ve kahvaltı için mutlaka