Ulu Cami

ULUCAMİ’NİN YAPILIŞI

Yıldırım Bayezid Haçlı ordusunun kuşattığı Niğbolu’ya (Bulgaristan’ın kuzeyinde Plevne dolaylarında yer alır) sefere çıkarken eğer Haçlı ordusuna karşı zafer elde ederse 20 Cami yaptıracağını ahd eder. Yıldırım lakabına yaraşır biçimde kuşatma altındaki Niğbolu’ya varır ve kale komutanı Doğan Bey’le görüşmek için gece haçlı ordusunun arasından sızarak Kale duvarlarına kadar gider. Ertesi gün haçlı ordusuna karşı büyük bir zafer elde eder ve ordusu ile Bursa’ya döner. Haçlılara karşı verilen bu başarılı mücadele sonunda Abbasi halifesi Yıldırım bayezid için “Sultan-ı İklimi Rum” yani Rum illerinin Sultanı ünvanını vermiştir.

Döndükten sonra zafere sevinmenin yanı sıra verdiği ahdi nasıl yerine getireceğini de düşünmeye başlar. Damadı Emir Sultan’a durumu anlatır. Emir Sultan 20 cami yaptırmanın sıkıntısı içinde olan Yıldırım Bayezid Han’a 20 kubbeli büyük bir Cami yaptırmasını ve ahdini bu şekilde yerine getirmesini önerir.

 

Emir Sultan’ın gördüğü rüya üzerine bu günkü yerine yapılan Ulucami için imar çalışmaları sırasında rivayet edilen bir olay nedeni ile bir kubbesinin yapılmadığı ve alt kısmında namaz kılma yeri yapılmadığı söylenmektedir. Ancak bu hikaye pek çok eski dönem eserinde anlatıldığı için akla değil gönüle yatkın bir yaklaşımdır. Anadolu Selçuklu mimarisinin izlerini devam ettirdiği dönemde cami içinde açık kubbe veya şadırvan için çok fazla adres aramaya pek de gerek yok aslında. 20 kubbesi olan, her yanı duvarlarla çevrili bir camide içeriye ışık girebilmesi, 5 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği bir camide hava sirkülasyonu elbette mimarın öngörüsü ile oluşan bu planın oluşmasının ana nedeniydi. Şadırvan yapılması kısmına gelince kaplıcaları ile meşhur bir kentin içinde bulunan 20 cami büyüklüğündeki camisine kış ayları için ılık su getirmek elbette mükemmel bir fikir olurdu. Şadırvanın Karaçelebizade Abdulaziz efendi adında siyasi bir sürgün tarafından sonraki bir dönemde yaptırıldığı söylenmektedir.

Ulucami’nin yapıldığı bu dönemde aynı zamanda Yıldırım Darüşifası ve Bursa Bedesten’i de yapılmıştır. Osmanlı’nın bu ilk dönemlerinde nerede bir Cami yapılsa onun ihtiyaçlarına karşılık verebilecek han hamam ve bedestenler yapılmıştır. Böylece İmamlar giderler için kimseden para istemek zorunda kalmayacak bir döner sermaye ile tüm cami ihtiyaçlarını giderebilecekti.

ULUCAMİ’DE HIZIR ALEYHİSSELAM

Anlatılan rivayet şöyledir; Somuncu Baba Cami inşaatı sırasında işçilere ekmek dağıtırken orada bulunan bir kişinin yanına gidip sen Hızır’sın diyerek onun kim olduğunu anladığını ifade eder ve ondan cami bittikten sonra da buraya gelip her gün burada namaz kılacağına dair söz istemiş. Hızır Aleyhisselam’da ona bu sözü vermiş ve hangi vakitte geleceğim de bana kalsın diyerek de eklemiş sözlerine. Bu nedenle halk arasında Hızır Aleyhisselam ile yan yana namaz kılabilmek isteği ile buraya gelen çok olurmuş. Ancak her şeyde olduğu gibi medetler üzerine yaşayan bir toplum olmamız bu hadisenin de pek farklı bir noktaya doğru gitmesine neden olmuş. Güzel bir hat çalışması yapılan Vav harfinin bulunduğu kolon Hızır Aleyhisselam’ın namaz kıldığı yer olarak söylenmesi üzerine kolon üzerindeki Vav harfinden parça koparıp cevşen içine koydurmalar, tülbent veya örtüye sarmalar, el sürmeler ve duvarı öpmelere kadar giden bir yanlış algı oluşmaya başlamış. Herkesin inancı elbette kendine ancak Allah’tan istemek onun karşısında kul olmak dilemek varken ve kutsal bir mekan olan Ulucami’de bunu yapmaktan daha farklı yöntemlerde bulunmak yetişkin bir müslüman için kaygı verici bir duruma neden olabilir.

“Vav” Harfi; Elbette orada bunu resmeden hattat ustası gerçekten mükemmel bir işçilik çıkarmıştır. Tasavvufta Vav ve Elif İnsanı ve kainatı temsil ettiği söylenir. İnsanın anne karnındaki kıvrılışını temsil eder. Elif Kainatın anahtarı kainat ise Vav olarak betimlenir. Vav “Vahid yani tek olan Allah’ı hatırlatmak içindir. Ebced’e göre 6 ya denk gelir ve İmanın şartlarını hatırlatır bizlere. Hızır Aleyhisselam’ın burada namaz kıldığı söylencesi belki doğru belki de yanlıştır. Önemli olan Vav harfinin bizimle yaradanımızın karşısında dururken bize hatırlattıklarıdır. Sizin Hızır’a Hızır’ın da size gelmesi gerekiyorsa elbette karşınıza çıkacaktır.

CAMİNİN AÇILIŞI

Zaferden sonra geçen 4 yılın ardından Cami tamamlanmış ve ölümüne bir kaç yıl kalan Sultan ahdini yerine getirebilmiştir. 55X70 metre ebatlarındaki Cami iç cemaat alanı açısından en İslam coğrafyasında günün şartlarındaki en büyük cami olarak bilinmektedir(Kendi döneminde).

İmarın tamamlanmasından sonra Sultan Yıldırım Bayezid Han dönemim önemli maneviyatlarından Emir Sultan (Muhammed bin Ali Şemsüddin) hazretlerine ilk namazı kıldırmasını istemiştir. Emir Buhari (Sultan) ise aralarında kendisinden çok daha büyük bir alimin aralarında olduğunu ve adının Somuncu Baba olarak bilinen Şemseddin Musa Kayseri’nin oğlu Şeyh Hamid’i Veli Aksarayi hazretleri olduğunu söylemiştir. Somuncu Baba ise ne yaptın Emir Buhari niçin benim halimi ele verdiniz diyerek sitem etmiş, Emir Buhari ise aramızda sizden daha üstün bir kişi olmadığı için diyerek cevap vermiştir. Sultanın emri üzerine mimbere yürüyen Somuncu Baba ilk hutbeyi Fatiha suresinin tefsirlerinden vermiştir. Tefsirlerin sonuncusunu bitirdiğinde orada bulunan ulema Emir Buhari’nin neden onun adını verdiğini anlamıştır.

Bu ilk kılınan namazda Sultan Yıldırım Bayezid Han, damadı Emir Sultan Buhari Hazretleri, Molla Fenari ve Somuncu Baba olarak bilinen Şeyh Hamid’i Veli hazretleri bulunmaktaydı. Osmanlı’nın kuruluşunun 100. yılında yapılmış en önemli eserdir.

Ancak Bursa Ulucami açıldıktan birkaç yıl sonra Osmanlı Devleti için kötü günler başgösterdi. 1402 yılında Osmanlılar ve Moğollar arasında yapılan Ankara savaşından önce Timur ve sonra Karamanoğlu’nun verdiği hasarların onarımı Yıldırım Bayezid’in oğlu Sultan Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmış ve cami 1421 yılında tekrar ibadete açılmıştır.

Osmanlı’da Fetret dönemi olarak bilinen bu dönem dağılmanın eşiğine gelmiş bir devletin taht kaygıları nedeni ile 11 yıldan fazla lidersiz bir şekilde yönetilmesine neden olmuştur.

Ulucami’de Karamanlılar ve Timur’dan sonraki en ağır hasarı 1855 yılındaki depremde görmüştür. 1862 yılında onarımı yapılan cami tekrar ibadete açılmıştır.

MİMARI

Ulucami’nin mimarı konusunda net bir bilgi yoktur. Ali Neccar ve İvaz Paşa üzerinde durulsa da ikisi için de tam olarak karar verilememiştir. Ali Neccar için verilen bilginin olma ihtimalinin yüksek olduğu bilinmektedir. Ancak gözden kaçmaması gereken bir nokta bu iki mimarın eş zamanlı çalışarak ortaya koyduğu bir eser olarak görmek daha mantıklıdır. Böylece Ali Neccarın baş mimar olduğu bu eserde Hacı İvaz ve Karagöz (Demirci Ustası) anlatımlarını bir araya toplamak mümkündür.

MİMARİSİ ve DİĞER ÖZELLİKLERİ

Mimari olarak oldukça etkileyici bir yapıya sahiptir. Şadırvan üstündeki açık olan hariç 19 kubbeye sahiptir. 55X70 mt’lik ebatı ile iç bölümde oldukça geniş bir cemaat alanı sağlar. Doğu, Batı, Kuzey kapılarına sahiptir. Aslında 3 yönde 4 kapısı olmasına rağmen doğu kapısının güney tarafındaki kapı kullanıma kapalıdır. Geniş ve büyük kapılardan 5 bin kişinin bir kaç dakika içinde kolayca dışarı çıktığını görebilirsiniz. Ortada yer alan 12 taşıyıcı ana direk duvar içlerinde yer alan taşıyıcı direklere kemerlerle bağlıdır. Kemerlerin bağlantılarının üzerinde yükselen tavan kubbelerin tüm ağırlığını eşit olarak iletecek biçimde yapılmıştır. Orjinali ahşap olan iki minaresi de yıkıldığı veya yandığı için bu günkü minareleri yapılmıştır. Batı da yer alan minarenin iki çıkışı vardır.

Ulucaminin Hazineleri ve Gizemleri

MİNBER

Ulu Cami’nin Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet (Amel-i el-hac Mehmed bin Abdilaziz bin ed Dakiva) usta tarafından ceviz ağacı kullanılırak, hiç çivi kullanılmadan iç içe geçirme yöntemi kullanılarak yapılmış minberindeki ağaç işçiliği tam bir şaheserdir. Minberin bir tarafı, kâinatı temsil etmektedir. Üzerine güneş sistemi kabartma bir form uygulanarak işlenmiştir. Gezegenler, her biri yörünge hareketleriyle birlikte küresel kabartma motifler halinde Güneş’e olan uzaklık ve aralarındaki büyüklük karşılaştırmaları da verilerek olması gereken yerlere nakşedilmiştir. Dünyanın yuvarlak olup olmadığının bile tartışıldığı bir devirde bir ahşap ustasının o dönemde bilinen tüm gezegenleri rastgele bir yıldız olarak değil, güneş sistemimizdeki birer gezegen olarak işlemesi dikkat çekici bir şekilde bugünkü bilimsel bulgularla örtüşmektedir. Minberin giriş kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla yazılmış bir biçimde , ‘Yıldırım Bayezid Han tarafından Hicri 804 yılında yaptırılmıştır’ ibaresi yer almaktadır. Sarmaşık motiflerle süslü olan trabzanların süsleme motifine uygun sülüs tarzda yazılmış, ‘’Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet işi’’ ibaresi bulunmuştur. Sanatkâr ustanın gizli imzasını geçtiğimiz on yılda yeni farkedilmiştir. . Minberin doğu yönüne bakan tarafında ise, biri dar dikdörtgen, diğeri ise alanı daha geniş üçgen formunda ve bir diğeri en altta şerit halinde uzanan dolap serisi bir uygun kompozisyon oluşturmakta. Üçgen ve dörtgen yüzü kaplayan güneş sistemi olduğu düşünülen kabartma işlemeleri görenleri hayrete düşürmektedir. Minberin alt bölümünde (hem doğu hem batı yönünde) 15 motif vardır. Bunların üçer tanesi dikdörtgen “başlangıç,

çıkış ve ilk” anlamlarını taşıdığı söylenmektedir. Geriye kalan 24 özünde aynı, ancak detaylarında farklılıklar içerir. Birbirine yakın olan sütunların koyu motiflerle kardeşleri temsil eder. Bu Motiflerle, Üçoklar (Yer Yüzü Hanları) 12 Türk boyunu; Bozoklar (Gökyüzü Hanları) ise diğer 12 Türk boyunu simgeler. Böylece minberde 24 Türk boyuna yer verilmiştir. Güney duvarında asılı olan Kâbe örtüsü de gizemini korumaktadır.

Eğer gerçekten de yıldızlar güneş ve gezegenler temsil edliyorsa eserin bir kez daha önemi ortaya çıkıyor. Bir çok resimde gezegen adlarını yerleştirdiklerinde en solda dışta kalan çıkıntılardan birini Pluton olarak değerlendirmişler, eğer öyleyse sağındaki çizgiyi de kuiper kuşağı olarak nitelendirmek de mümkün tabi:)

Ulu Cami’nin duvarlarında 21 hattat tarafından yapılmış 45 levha ve 87 duvar yazısıyla da adeta bir hat müzesi gibidir. 9 ayrı yazı karakteri görülür ve her hattın ayrı bir hikayesi vardır.

DAVUD YILDIZI VE HAÇ İŞARETLERİ

Cami’nin orjinalinde böyle bir hatanın olmayacağı var sayılarak sayısız yıkım ve yakma ile karşı karşıya kalmış caminin onarımı sırasında çalışan birileri tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Davud yıldızı her ne kadar Hz. Süleyman mührü olarak bilinse de, hiç bir dönemde Türkler tarafından bu yıldızın kullanıldığı görülmemiştir (Veya en azından Kayı Obası ve ve beyliğinde). . Bazı anlatımlarda Musevi ve Hristiyan yardımları ile yapıldığından gibi iddialar ortaya atsalar da bu gerçek dışı bir yaklaşımdır.

Selçuklu’dan Osmanlı mimarisine geçişin izlerini taşıyan cami bugün Bursa’nın simgesi ve gurur tablosu olarak kentin merkezini simgelemektedir.

KABE’NİN ÖRTÜSÜ

Ulucami dönemi içinde İslam dünyasının 5. önemli mabedi olarak kabul görmüştür. Bir Dönem batıdan Hac yoluna çıkan müslümanlar ilk Ulucami’ye gelip sonrasında Şam, Kudüs, Medine ve Mekke’ye doğru giderek İslam dünyasının 5 önemli mabedinde namaz kılmayı Hac yolculuğundaki duraklar olarak belirlemiştir. Yavuz Sultan Selim Mekke Medine’ye yaptığı sefer sonrasında Kabe’nin örtüsünü yenileme kararı almış ve eski örtüyü de Ulucami’ye getirmiştir.

Güney Duvarının, Kiremitçi Camiinin güney duvarına açısına göre baktığımda iki camiden birisinin Kıble’yi göstermediğini farkettim. Dönem teknolojisini düşündüğümüzde Ulucami ve Orhan Cami’nin güney duvar açılarının incelenmesi yerinde olur doğrusu. Ancak yakın zamanda pusula ile kıble açısını bulmak için bu iki caminin duvarın açısına göre ölçüm yapmayı düşünüyorum. Böylece kıble açılarında hata olup olmadığı konusunu da netleştirmiş olacağım.

Ulucami’de kurulduktan sonraki dönemlerde de çok değerli alim ve imamların olduğu dönemler yaşanmış. Tamamı Türkçe olan Mevlid-i Şerif 1510 yılında Ulucami’ye ölünceye kadar hizmet vermiş olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır. Üftade Hazretleri ise Doğan Bey Cami imamı omadan önce Ulucami’de Müezzinlik yapıyordu. Molla Fenari ise Bursa’ya geldikten sonra 3 padişah dönemini de görmüş, bugünkü Müftü’lük görevinden önce Kadı’lık yapmıştır.

Ulucami Bursa ve Türkiye için oldukça önemli sahip çıkılması ve ziyaret edilmesi gereken çok önemli bir eserdir. Ulucami aynı zamanda İpek Yolu’nun başlangıç veya bitim noktasıdır.

Not: Yazının kaynakları; Bursa Valilik web sayfası, Bursa Büyükşehir Belediye web sayfası, Wikipedia, ve kendi  araştırmalarımızdır.