MAKEDONYA ÜSKÜP

Makedonya yaklaşık 2 milyonluk nüfusu ile büyük coğrafyasında çok az insan kalabalığı barındırıyor. Nüfusun yüzde 65’i makedonlar. Arnavut, kosovalı ve Türkler’de diğer nüfus içinde oldukça belirgin. Üsküp’ün nüfusu ise 7 yüz bin. Dağlık olan ülke tertemiz ve yemyeşil görünümü ile süper bir hayat kalitesi sunuyor. Denize kıyısı olmayan Makedonya nehirleri ve gölleri ile suya hasretini gideriyor. Prespa ve Ohri gölü oldukça ziyaret alan noktalar. Manastır Askeri İdadisi Yunanistan’ın kuzeyine yakın noktadaki Manastır kentinde. Atatürk’ün eğitim aldığı bu yeri ve bölgeyi görmek isteyenler için Üsküp’ten epeyce uzak Ohrid gölüne ise yakın bir noktada. Osmanlı izlerini oldukça fazla görebileceğiniz bu ülkede Türkler pek de sevilmiyor aslında. Bir zamanlar müslüman yoğun kentler olan Ohri, Struga ve Manastır Tito’nun rejimi döneminde oldukça kan kaybetmiş durumda. Günümüzde buradaki Müslüman ve Türkler her geçen gün daha yalnız kaldıklarını ifade ediyorlar.

YEMEKLER

Üsküp’te Türk yemek tarzını fazlaca bulmak mümkün. Kebaplar ve vegata adı verilen baharatlı sebze yemekleri tercih edilecek lezzetleri. Ayrıca Amerikan Almaco adında tatlılar da oldukça güzelller. Ohri’de ise balık ön planda. Bastrımka ve belçiva buradaki balık yemeklerinden bazıları.

GEZİ NOTLARI

İstanbul’dan 1 saat 10 dakika süren uçak yolculuğumuz sonunda Üsküp’e ulaştık. Europcar Rent A Car firmasından kiraladığımız aracı almak için gişesine doğru gittik. Uzun soluklu bir yolculuk yapmak istediğimiz için dizel bir skoda octavia araç kiraladık ve kent merkezine hareket ettik. Büyük İskender’in vatanı olan Makedonya kent merkezinde devasa bir heykel ile onu onurlandırmışlar.

ÜSKÜP KENT MERKEZİ

Buraya gelirken Üsküp’ün bu kadar güzel bir şehir olacağını düşünmemiştim. Ancak kente girdiğimiz andan itibaren buradaki yaşam ve mimari adına hoş şeylerle karşılaşmaya başlamıştık bile. Her zamanki aceleci ruhum ile şehir merkezinde bir kaç gereksiz turdan sonra kalacağımız yerin yakınına gelmeyi başardık. Vardar nehrinin iki yakasına kurulmuş olan Üsküp Makedon Kralı Philip’in oğlu Büyük İskender’in anavatanı. İskender buraları pek sevmemiş olsa gerek burdan ayrılınca bir daha geri dönmek bilmemiş. Ancak doğal olarak Makedonya hala bu büyük kralın dünyaya attığı çiziğin havasını atıyor ve tabii ki ekmeğini de yemek istiyor. Merkezde büyük bir Roma Kapısından geçerek ( Triumphal Gate) ile Büyük İskender meydanına geliyoruz. Burada İskender için heybetli bir heykel yapılmış heykel Vardar üzerine kurulmuş Osmanlı mimarisi Taş Köprününde tam karşısında aynı zamanda. Üsküp Belediyesi çalışıyor gerçekten de:) bu bölge gerçekten temiz ve aynı zamanda mimari bir rönesans döneminde anlaşılan. Her yer tadilat ve yeni bir mimari işlemden geçiriliyor sanırım.

Gelmeden önc ekonomik fiyatlı konaklamamız olan Anya Konuk Evi (Anja Guesthouses) için Hassan adında süper Türkçe bilen bir arkadaş tarafından Anja Cafede karşılanıyoruz. Kafenin Üst kısmı ve İskender heykelinin karşısında bir apart Anja Konukevine ait. Biz aile yapısında olduğumuz için orayı tavsiye ediyor. Kafanız rahat olur diyor. Biz de buraların yabancısı olduğumuz için peki deyip aparta doğru hareket ediyoruz. Apartın kendine ait otoparkı olması nedeniyle otopark ücreti ödemiyoruz. 2 gün Üsküp’te kalacağımız için bu bizim için ekstra bir artı oluyor. Yolculuk sonrası yorgunluk kahvelerini içerken Hassan arkadaştan biraz bilgi alıyoruz.

Üsküp ikiye ayrılmış Hassan’ın deyimiyle Türk Müslüman kesim karşı tarafta daha Yoğun diyor. Kentin o bölgesine fazla yatırım yapılmadığını da ekliyor. Kentin bu bölümünde hareketliliğin ve gezilecek yerlerin daha fazla olduğunu söylüyor. Bizde Taş Köprünün karşısından başlayarak Müslüman mahallesine geçiyoruz. Taş köprü 1469 tarihli ve Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış. 220 metre uzunluk ve 6 metre genişliğe sahip. Köprünün hemen karşısında sağda Davut Paşa Hamamı (1472) yer alıyor. Hamamdan sonra eski çarşıdan geçerek eski Osmanlı Hükümet Konağının önünden Mustafa Paşa Camiine geliyoruz. Burada yaşayan Müslüman kesimin en çok rağbet ettiği cami sanırım Mustafa Paşa Camisi oldukça kalabalık görünüyor. Caminin hemen yukarısından devam eden yol bugün müze halinde olan ve restore edilen Kaleye gidiyor. Biraz yorucu olan Kale gezisinde Üsküp panoramasını net alabildiğimiz resimler çekebiliyoruz. Roma dönemine uzanan kalenin tarihi Dardania bölgesi olarak bir dönem Roma eyaleti idi. 12. yy’da Sırp akınları ile Sırp kontrolüne geçen bölgede 1392 yılında ise Osmanlı dönemi başlıyor.

Üsküp ‘te yemek için çok fazla alternatif bulunmuyor. Meşhur bir İnegöl köftesini andıran Türk köfteci durağımız oluyor. Açıkçası Köfte konusunda oldukça geri kaldıklarını içtenlikle söyleyebilirim. Ne var ki gurbette beylik aranmıyor. Geldiğimiz gün ve ertesi gün Üsküp ve çevresinde oldukça hoş vakit geçiriyoruz. Sonraki durağımız ise Kosova