VENEDİK RİALTO

118 ada üzerine kurulu 300 bin nüfuslu 170 kanal ve 400 köprüsü olan Venedik’te her yeri gezmek çok kolay değil. Bu nedenle önemli noktalara hızlıca ulaşmak için evde hazırladığımız harita üzerinden yürüyoruz.

İstasyondan karşıya geçip sokak aralarında ilerlerken Venedik mimarisine özgü evlerin yanı sıra tamamen tuğladan yapılmış kiliselere de rastlıyoruz. İki sokak geçer geçmez bir kanaldan diğer sokağa geçiş yapıyoruz. Haritayı dikkatli takip ediyorum çünkü birbirine çok benzeyen bu sokaklarda saatler harcamak istemiyoruz. Burada kanal kenarındaki evlerin ahşap garaj kapıları kayık veya deniz motorlu araçları için yapılmış. Buralarda oturan mahalleli canı sıkılınca atlayıp kayıkla tur atıyor olmalılar. Venedik’in ünlü kayıklarını da turist gezdirirken sıkça görmeniz mümkün.
Dükkanı açan bazı sıcak kanlı esnaf “Buongiorno”( bonjorno) diyerek bizleri selamlıyorlar. Aralıklardan birinde sabah yağmurunda dumanı tüten küçük ekmek şeklinde olan poğaçalardan almak için kısa bir mola veriyoruz. Bir pasta fırını bu kadar mı güzel kokar gerçekten tüm ürünler çok leziz ve taze görünüyorlar.

Santa Lucia’dan San Marco’ya yürüyerek gittiğimiz rota altta yer alıyor. Elbette farklı bir rota izlemek isteyenler için Feribot ile gidiş de dahil pek çok alternatif mevcut. Altta yer alan haritada Rialto üzerinden San Marco’ya gitmek için 2,2 km olan sağdaki rotayı tercih etmelisiniz.

Neden bilmiyorum bu gezide San Marco meydanı kadar görmek istediğim bir diğer yer varsa o da sanırım Rialto köprüsü. Filmlerde gördüğümüz bu meşhur köprünün özelliği Venedik’in kalbi sayılan kanaldaki en geniş ve süslü püslü olanı. Köprüye gelmeden hemen önce San Cassiano kilisesinin önünden geçtiğimiz diğer köprülerden farklı minik bir köprüye denk geliyoruz. Bu köprü Sestier de Crose tabelalı bir binanın hemen önünden başlıyor. Köprüden hemen sonra kanalın hareketli bir noktasına geliyoruz. Tam karşımızda Ca’Do’ro adlı eski mimarinin iyi örneklerinden bir Restaurant karşımıza çıkıyor. Kanalda yönümüzü Rialto’ya doğru çevirerek devam ettik ve buranın pazarını bulduk. Balık pahalı o pahalı bu pahalı derken hiç bir esnafa siftah şansı vermeden Chuch of Sain Giacomo adlı kulesinde saat olan bir kiliseye denk geldik.

Sonunda tüm bu yürüyüşün ardından Rialto Köprüsüne varıyoruz.

RİALTO KÖPRÜSÜ

Rialto köprüsü adım atılacak yer olmayan, insan kaynıyor denilecek düzeyde kalabalık bir yer. Köprüye herkes çift olarak gelmiş sanki veya olmayanlar sanki hemen eş bulup fotoğraf çektiriyor. Herkesin fotoğraf için birbirine yardımcı olduğu bu köprüde ben gözümü dört açmak durumunda kalıyorum. Sanki yıllardır bu köprü civarında yaşıyormuş hissi veren iki ortamdan kopuk genci kollamamak mümkün değil. Uzun saçlı ve sakallı pipolu bir bey de bu dikkat çeken tipleri takip ediyor buranın sivili olsa gerek ondan da pek hoşlanmadım. Cüzdan vs. yoklayıp fotoğraf çekmeye devam ediyoruz eşimle. Alttan geçen gondollar ve taksi dolmuş gondollar da bulunan turistler de köprünün fotoğrafını çekiyorlar. Köprünün iki tarafında sabah kahvesi yudumlayanlar kalabalık köprünün tadını çıkarıyorlar. Gondol park alanının yanında bir elinde kahvesiyle duran nedense Paris’li olduğunu düşündüğüm, havalı ve bi o kadar kafadan kırık bir hanfendi ise sürekli köprüyü selamlıyor. Acaba mı diye düşünürken eşim koluma girip beni köprünün öbür yanına sürüklüyor.
Köprünün diğer tarafında San Salvador kilisesine kapısından şöyle bir göz atıyoruz. Mermer işçiliği mükemmel bu yerde kalabalık bir grup girişi tıkamış durumda. Rialto ile San Marco meydanı arasında çok uzun soluklu bir mesafe yok ve bu dar sokaklarda bolca fotoğraf çekmenizi ve yavaş geçmenizi tavsiye ederim.